Şubat 28, 2011

mutsuz olma tehditi altında yaşanmamış an biriktirmekteyim...
yalnızlık biriktiriyorum...
heybemde ; hüzün, umut, acı, sevgi, bıkkınlık, tutku ve en çok da özlem var sanrım bilmediğim tanımadığım bir şeye...
her sabah uyandığımda elimi heybemin içine daldırıyorum bunlardan birini seçip yapıştırıyorum yüzüme, aynamın karşısında bakıyorum yeni yüzüme olmazsa bir diğerine geçiyorum biri mutlaka uyuyor elbet.

Deli Kızım Uyan (Şebnem Ferah)

Şubat 27, 2011

shakespeare and company

       Kahvaltı üstü kardeşim ve oğlumu kaptığım gibi evden dışarı attım kendimi. Hava çok soğuk değildi fırsat bildim, maksat kaan biraz hava alsın... Merkeze geçtik sevdiğim kafelerden birinde oturduk epey bi saat, huzurlu bir gündü orda bir dergi gördüm onu karıştırdım epey ve içinde bu kütüphaneyi gördüm adını aldım ve araştırdım. fransa merakı nerden mi geldi yakın arkadaşım şu sıralar orda bu tetikledi sanırım...


 Paris'te bulunan bağımsız bir kitabevidir. Kitaplar satın alınabildiği gibi ödünç de alınabilmektedir. Kitabevi daha çok İngiliz edebiyatı üzerine yoğunlaşmıştır. Kitabevi üst katında gezginler için geçici kalacak yer de sağlamaktadır. Gezginlerin bunun için kitabevinde birkaç saat çalışmaları yeterli olmaktadır. Kitabevi zamanında Ernest Hemingway, Ezra Pound, F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein ve James Joyce gibi birçok yazar tarafından sıklıkla ziyaret edilen bir yerdi. James Joyce'un ilk zamanlar ABD ve Birleşik Krallık'ta yasaklı olan Ulysses romanı ilk olarak bu kitabevinde basılmıştır. Before Sunset filminin açılış sahnesinde bu kitabevi görülmektedir.(kaynak: vikipedi)

acı_masız

1 saat evvel : Bu adamla ilgili buraya birşeyler yazacağımı hiç düşünmemiştim ama yazacağım... Öğlen kalktım bugün yataktan, uzun zamandır yapmadığım bir pazar keyfi yaptım bugün ne mi uyudum , kahvaltıya oturduk ismi lazım değil bir tv de son dakika haberi olarak gördüm ölümünü ve ilk defa bir ölüme üzülmedim ve ilk defa Allah rahmet eylesin demedim diyemedim içimden gelmedi. Eğitim hayatımın ve doğal olarak hayatımın tümünün akışını boş boğazıyla densiz sözleriyle ve pervasızlığıyla katletmiş bir varlıktı kendileri ve ben o zatın katlettiği insanlardan sadece biriydim evet... Kızgın değilim artık ama hakkımı helal edemiyorum doğrusu.
Şimdi: Garip bi hal aldı yazdığım bir cümle facede; kendimi ölü soyucu gibi hissettim biri ölmüş ne olursa kim olursa ve ne yapmışsa yapmış olsun sonuçta başına bu dünyada gelebilecek en keskin şey gelmiş 21 gramı alınmış...  Ayak parmaklarından başlanarak boğazına kadar güçlü bir el sayesinde sökülerek çıkarılmış ruhu yorgun bedeninden ve koca bir et yığını kalmış ondan geriye... Bunu yaşayacak olmam beni yeterince düşündürüyor ve bu çaresizlik canımı yakıyor. İnsanca değil birinin toprak altında çürümeye terk edileceğini bilerek bunun üstünden zevk çığlıkları atmak kendime yakıştıramadığım bir durum baş gösterdi.

Şubat 26, 2011

kurban-uyut beni


insanlar albümünden as şarkım kurbanın üst katta dinlediğiniz şarkıdır sayın izleyici :) kurbanın en iyileridir bana kalsa ''sorma ve kurban'' parçaları ve ardından tabi ki ''uyut beni''gelir. ikinci albüm olarak da bu albümü sayıyorum -cover albümü ''lambaya püf de'' hariç kötüydü bana kalsa- 2. albümü aldım ve öyle etraflıca dinlemedim epey bi süre hala da ilk albümü pek sever onu dinlerim canım çektikçe:) sakın söyleme-zor güzel ve suç bendeyi de pek bi severim ama albümün ilk klibi yineyi izlediğimde içimde bir burukluk kalmıştı sanırım bundan albümü biraz askıya almıştım dinlerken...
ve şimdi de 3. albüm sahip... isim itibariyle de beni çeken bir albümdü elbet sözler güzel müzkler de öyle ama deniz vokalini gittikçe daha da bozuyor ve biz kurbana ilk albümde vurulmuş insanlar olarak esefle kınıyoruz denizi :) kurbanı ilk kez radyoda dinlemiştim ve hemen üstadı arayıp -hatun üniversitedeydi o sıra- böyle bir grup var çok iyi kaseti sipariş verdim çok iyi dinle mutlaka dediğimi hatırlıyorum o da yalanın üstüne istersini dinleyip bu ne aynı şeyi söylüyorlar demişti bende koca bir haaayırın ardından ona da sevdirmiştim o ayrı:) sonra küçük erkek kardeşler arasında da aynı beğeniye yol açmıştım tabi ki. küçük kardeş tarz olarak pek uzak olsa da o bile sever kurbanı :)

KURBAN KARA TOPRAK

Şubat 20, 2011

ha'd

        Bir filmde izlediğim bir dialog geldi aklıma durup dururken değil elbet ; filmdeki olayı anımsayamadım zihnimi yokladığımda ama cümleleri yazayım anlaşılır yeterince sanırım; anlaşılamamış ve belki de anlayamamış bir hatundu baş karakter… Belki de ben yazıyorum senaryoyu şu vakit burada tekrardan kim bilir neyse replik şöyleydi bıkkın hatun diyordu ki ‘’ben bu yalanları çok dinledim,  sözlerinin altında yatan amacı biliyorum’’ cümlenin muhatabı olan adam kendinden emin ve net bir şekilde şu dumur cümleyi söyledi ‘’ o yalanları sana ben söylemedim’’. İşte beni oturduğum yere mıhlayan cümle buydu…
        Öğrenilmişlik, o çocukluğumuzdan bu yana etrafımızdaki herkesten  görüp te kafamıza kafamıza vuruluyormuş hissi veren duygu sarmış olabilir zihnini bedenini… Hayatını mengeneye alınmaya çabalanıyor gibi hissettiren hal bu ezberden yaşamaktır , biliyorum belki benim kadar bundan rahatsızsın belki, belki daha da fazla ama ben her anımda bu halden o insanlardan kurtulmanın yolunu aramakla geçiriyorum. Tamamen çözmüş değilim elbet, az dozda ama artık damarlarımda. Olduğu gibi anlamaya çabalıyorum olayları kafamda kurguladığım gibi değil…
         Kızgınım evet, kızdığım şey bu değil o cümleler değil! Neye mi kızdım ben bu kısmı geçtiğimizi düşünüyordum orda kalmış olmaktı kızdığım. Karnımdan başlayarak, kollarıma boynuma sıçrayan ve yüzümü sarıp sarmalayan o öfke kızarıklığı bundandı. ‘’Yaşam alanı istiyorum kendime’’ dedim birçok kez kurdum bu cümleyi, ben seni kendimden ayırmadım ki bunu derken, hayatımda kendim için istediğim her şeyi sevdiklerim için de isterim ben ve hatta tanımadığım insanlar için bile bu böyle ben buyum. Tam olarak özgürlük demedim bunu mu demem gerekiyordu bunu sordum kendime bu cümleleri yazarken gerek duymadım yanlış mı yaptım dedim.
         Özgürlük üstüne sayfalarca günlerce milyonlarca cümle yazabilirim… Harflerimin merkezinde, çekirdeğinde ben ve çevremde bana nefes aldıran yüzümü güldüren insancıklarım… Bir bütün olmam için; ihtiyaç duymaktan öte tercih ettiklerim aynı havayı solumayı sevdiğim insanlar hayatımda evet onlarsız da olur olurum elbet ama istemiyorum bunu, bu kadar acıdan pişmanlıktan çıkardığım en büyük ders kendime yetebilmektir yalnızken yaşayabilmektir …
        

Şubat 16, 2011

Bedenim keşfe çıkılmış bir kara parçası...  
Henüz dokuzyüzotuzsekiz haftalık melankolik bir genç...
Çocukça bir hevesle bass gitar çizmişim -hangi defterimin içinde kaldı yoksa anılarımın büyük bölümü gibi onları da çöpe mi attım bilemiyorum- saman sarısı bir kağıda o vakitler en sevdiğim sayfalardan birine . Çizimim yastığımın altında duruyor, havada ağır bir ilaç kokusu mide bulandırıcı bir hastane odası üç kişilik… Sağımda yaşlı kimsesiz yada sevensiz bir yaşlı hatun huysuzundan ve iç burkan cinsinden, sol tarafımdaki yatakta ölümünden yıllar sonra tesadüfen kim olduğunu öğrendiğim arkadaşımın annesi  kelimesiz anlaştığımız insan… Havadar bir oda, sıcak ama bana kasvetli ve boğucu geliyor hala düşündükçe... Ortada yatmayı hiç ama hiç sevmem hem. 
O yıl ve o ay; ikibin ve nisan... Hayatımda nisan ayına denk gelen o kadar çok şey varki anlam yüklemek istemiyorum nisana sadece kızım olsaydı adı nisan olurdu diyerek kapıyorum bu mevzuyu ama ikibin lanetli dediğim yılım , hayatımdaki en keskin yıl;  bir ölü, bir yaralı  -bu benim evet- bir aşk ilk olanından,  kankayla ilk sigara içiş  , öss ve üniversite hayatım… Şu gün şuraya birşeyler yazıyorsam en çok o yıldandır işte ordan kalmadır ama takılıp kalma değil! Hüznüm ordan kalmadır belki en çok… bu da değildi diyeceğim yok yok tekrar başlıyorum o zaman...
Bedenim işgal altına alınmış, ustura darbeleriyle her yanı parçalanmış savunmasız yatıyorum ameliyat masasında bileklerimi bağladıklarını ve beyaz önlüğüne inat bir tüccarla sohbet ettiğimi anımsıyorum en son, yabancı yüzler etrafımda beyaz bir gözlük camından bakıyor gibiyim onlara… Ardından hatırladığım; ‘’su’’ diye yalvardığım saatler ve yarı baygın halde gözlerini yüzüme ve bedenime dikmiş ahmak ve meraklı yüzler. Arada kendime gelme çabalarımda yutkunurken canımı yakan birşey var  boğazımda, bademciklerim mikrop tutmuş bırakmıyor içeri sanki, sanki bir kilo dondurmayı bi oturuşta yemişim nefes almak dahi istemiyorum boğazım sıcak kalınca iyi olacağım sanki. Boğaz enfeksiyonu falan değil elbet ameliyattan çıkmışım kocaman mavi antibiyotikler yutmuşum, ısı sabit mekan sabit hastalık yok... Burnumdan mideme uzanan bir hortummuş yutkunurken canımı yakan; bunu baş ucumda dönüp duran bana acıyan gözlerle bakan kuzenimden öğreniyorum...

Şubat 13, 2011

Ozlem Tekin Bahar


söyleyecek sözüm yok sanki silindi tüm kelimelerim zihnimden. zihnim ucucu bir sıvıydı sanki -kokusuzundan hemde- silindi gitti herşey sadece bilmiyorum kalmış elimde

Şubat 10, 2011

ağrı

      Çocukluğumdan bu yana aklımda kalan en keskin koku, o iğrenç diştan kokusudur sanırım. Yok diş ağrısı çekmiyorum şükür ki, yaklaşık yedi yıl evvel çiğneme elemanlarımla ilgili sorunların topunu iki hafta içinde  çözmüştük ben dişçim ve dolgularım yani kalabalık bir ekip. İlk müdahale benim şeker tutkumdan ötürü kökü içerde gerisi kayıp kafa dişimdi epey terletmişti dişçimi inatçı dişim yarım saat sürer mi bir diş çekimi sürdü ben gördüm:) Konumun dişle uzaktan yakından alakası yok her zamanki gibi, ağrı diyince artık aklıma ilk gelen şey  yıllardır vücüdumun bir parçasıymış gibi taşıdığım boyun ağrım ve türevleri... Yaklaşık altı yılı bulan benim çalışma hayatına başlangıcımın ikinci yılına denk gelen ağrılarım, yıllarca babamın dik dur kızım uyarılarına kulak asmayan ben çok bilmiş irem (!) yıllar sonunda böyle olacağını bilseydim elbette kulak asardım uyarılara gerçi sadece bundan değil sol omzumu kilitleyen ana etken klimadır en sevmediğim cihazdır bundan ötürü kendileri. İklimlendirin elbet ama lütfen zarar vermeden arkadaşım neyse dağılmayayım yine ve birde en önemli etkenlerden bir diğeri benim sevdiğim herşey yanımda olsun tutkum ve bunun sonucunda yanımda taşıdığım en sevdiğim dosyam o dönemki ajandam okuduğum kitabım ve en sevdiğim kasetlerim... Yavaş yavaş kaplumbağaya dönüşmüş bir irem sırtında hayatını taşıyan bir irem...Yük gibi görmedim elbet hiçbir zaman sevdiğim hiçbirşeyi ve hiç kimseyi hayatımda ama artık değişti bende bazı dengeler. Tamam taşıyabiliyorum da gelmeyin kardeşim kendi başınızın çaresine bakın, ne gerek var diyorum şimdi yani ne gereği vardı neden herşeyi benim yapmam gerekiyormuş yada bensiz olunamayacağını düşünmüşüm ki bu ne saflık ve hatta budalalık hem de prens mışkininki gibi sempatik yada daha doğrusu insanı cezbeden bir halim de yoktu. Dostluk arkadaşlık sevgililik yada evlat olmak böyle birşey midir taşımıyorum kardeşim kendime batırdığım çuvaldızları ödünç veriyorum ve hatta sizde kalsın yeter.

Şubat 06, 2011

tutku'ya

   Bir süre yazmaya ara verme kararı almıştım kaç gündür tartışma modundayım evet ve bu beni ciddi yorucu düşüncelerin içine sürükledi kendime kalacağım bu yazıdan sonra yine ama gene gelecem : ) bi beş dakika önce beni çok mutlu eden bir yazı okudum bana yazılmış güzel cümleler bütünü... canım arkadaşım belki dost olmuşuz bile farkına varmadan, belki dillenmeyen şey yoktur gibi bir ruh haliydi şu ana kadar anlamadığım bendeki. Gurur duydum cümlelerinden ötürü... Seviyorum seni deli kız :)
http://zerriniche.blogspot.com/2011/02/ireme.html

Şubat 03, 2011

ateşten kalbe akıldan dumana

Ne keyifli bir filmdi tekrar izleyesim geldi işyerinde bir günümü sinema günü ilan etme zamanım gelmiş neyse bağlamam gerekiyor şimdi bu mevzuyu ve isim itibariyle yani filmle bağıntılı bir rüya gördüm geceleyin uyandım yatakta doğruldum yüzümü ellerimle kontrol ettim zira uzun boylu yapılı bir erkektim solgun yüzlüsünden ve rüyam film havasındaydı sabaha hatırlarım nede olsa dedim ve yattım. Uyandım geceki kovalamacadan yorulmuş olarak hemde aklımda sahnelerden kesitler yazarken tamamını hatırlarım dedim ve yine yazmadım, öğleden sonra ve hatta 4ü buldu saat üstadla bir kahve içtik millette ve ben rüyamı anımsadım anlatacaktım zihnimi yokladım sadece bahsi yukarıda geçen filme benzediği dışında hiçbirşey kalmamıştı üzüldüm doğrusu.

kişisel birşey


Yeni bir şey değil anlatacağım ilk kez duymuyorsunuz tamam belki çok da önemli bir şey bile değil ne mi mevzu dolmuşta otobüste metroda her hangi bir toplu(!) taşıma aracında etrafınızda dikkat çekici bir tip olmuştur elbet şöyle dik dik bakıp süzülen bir tip… Dün dolmuşta yanıma biri oturdu takım elbiseli bakımlı gözlüklü iş adamı modelinde biri bunu 4-5 saniyelik bakışımda gördüm elbet her ne kadar önyargılı değilim desem de bende de var tabi bu tiplere karşı sevmiyorum takım elbiseyi hem de hiç… Neyse ben paspal bir tip garip garip bakılan ; parmaksız eldivenlerinden rengârenk ve yarısı boyalı ojeli tırnakları gözüken, dolmuştayken bile hala kafasında beresi zira üşümek ayıp değil , kırmızı kar çizmeleriyle yerinde zor duran ayaklarını bastıran, kulaklıklarına gömülmüş bir hatunum bende bi göz baktım dudak büzdüm elemana sonra ne mi oldu ufukta uyuyan dinozor gözüktü ve yanımdaki elemanla göz göze geldik bir an ‘bu kim’ dedi bana ve ekledi ‘diğerlerini biliyorum da’ ben direk savunma moduna geçip o kadar mı açık sesi pardon yaa ve rashit dedim sustum. Hafif mahçup elbet önyargının verdiği haldi bendeki, aklıma on saatlik otobüs yolculuklarım ve yanıma suratsız biri otursun diye ettiğim dualar geldi bi sefer bi hatundan dokuz saat kaçabilmiş son bir saatte kilitlenmiş ve hatta demirlibahçeye yakın bir yerde ayrılmıştık nerdeyse eve gelecekti ne sıkıntılı bir geceydi sevmiyorum kardeşim kulaklık taktıysam veya kitap okuyorsam neden anlamıyorsunuz kelimeyle yaklaşma mı yazayım. Neyse ben konuşmadım elemanla bir daha görsem tanımayacam sonuçta birde benim hep acelem var faydasız dialoglardan kaçıyorum elimden geldiğince neden bozuluyorlar anlamıyorum insan tanımadığı sevmediği bir insana kırılır mı camdan mısınız iyi günlerle aldığım gönül yeter mi bilemiyorum yetmezse de üzgünüm tanımam ki görsem de af dilesem:)

Şubat 02, 2011

blowers daughter doğmuş : )

     Yarım saate yirmi dokuz yaşıma adım atacağım evet, her sene manasını daha da yitiren birşey de doğmuş olmak . Dostlar arkadaşlar biriktirdim, bir sürü insanı sevdim ve bir çoğunu hala sevmeye devam ediyorum hiç nefretimi sürekli hale getirmedim hayatıma dokunmasaydı çok daha mutlu biri olurdum dediğim birkaç insan da yok değil ama onlar da olmasaydı ben inandığım doğrulara bu kadar bağlı olmazdım belki de kazandıklarıma bakıyorum evet . Geriye dönüp bakmamaya çabalıyorum pişmanlıklığımla yüzleştim iyiyim sanki, en azından yanılmadığımı gördüm doğru insan şu bu değil aslında mevzu dedim ya aynı dili konuşmak sadece istediğim. Bu sene mutluyum aslında düne kadar aman boşver diyordum hatta son saatlere kadar doğum günü de neymiş halindeydim. Sonra ne mi oldu şu saate kadar yüzümü güldüren birkaç cümle; kaanın beni uyut anne diyen çığlıklarından ötürü tam olarak duyamadığım bir kaç cümle... Ardından gülümsediğim mutlu olduğum birkaç cümle, bu yaşıma kadar belki yüz kere duyduğum cümleler ama anlamı söyleyen kişide gizli elbet, yanyana gelen güzel harfler dizini kelimeler öbeği... Kulaklığımı taktım ve yattım oğlumun yanına yarı uyur halde müziğimi dinledim ara ara uyanarak gülümsedim ve sabah gülümseyerek uyandım bünyeme iyi geliyorsun ruhuma da o zaman iyiki doğdum:)