Şubat 16, 2011

Bedenim keşfe çıkılmış bir kara parçası...  
Henüz dokuzyüzotuzsekiz haftalık melankolik bir genç...
Çocukça bir hevesle bass gitar çizmişim -hangi defterimin içinde kaldı yoksa anılarımın büyük bölümü gibi onları da çöpe mi attım bilemiyorum- saman sarısı bir kağıda o vakitler en sevdiğim sayfalardan birine . Çizimim yastığımın altında duruyor, havada ağır bir ilaç kokusu mide bulandırıcı bir hastane odası üç kişilik… Sağımda yaşlı kimsesiz yada sevensiz bir yaşlı hatun huysuzundan ve iç burkan cinsinden, sol tarafımdaki yatakta ölümünden yıllar sonra tesadüfen kim olduğunu öğrendiğim arkadaşımın annesi  kelimesiz anlaştığımız insan… Havadar bir oda, sıcak ama bana kasvetli ve boğucu geliyor hala düşündükçe... Ortada yatmayı hiç ama hiç sevmem hem. 
O yıl ve o ay; ikibin ve nisan... Hayatımda nisan ayına denk gelen o kadar çok şey varki anlam yüklemek istemiyorum nisana sadece kızım olsaydı adı nisan olurdu diyerek kapıyorum bu mevzuyu ama ikibin lanetli dediğim yılım , hayatımdaki en keskin yıl;  bir ölü, bir yaralı  -bu benim evet- bir aşk ilk olanından,  kankayla ilk sigara içiş  , öss ve üniversite hayatım… Şu gün şuraya birşeyler yazıyorsam en çok o yıldandır işte ordan kalmadır ama takılıp kalma değil! Hüznüm ordan kalmadır belki en çok… bu da değildi diyeceğim yok yok tekrar başlıyorum o zaman...
Bedenim işgal altına alınmış, ustura darbeleriyle her yanı parçalanmış savunmasız yatıyorum ameliyat masasında bileklerimi bağladıklarını ve beyaz önlüğüne inat bir tüccarla sohbet ettiğimi anımsıyorum en son, yabancı yüzler etrafımda beyaz bir gözlük camından bakıyor gibiyim onlara… Ardından hatırladığım; ‘’su’’ diye yalvardığım saatler ve yarı baygın halde gözlerini yüzüme ve bedenime dikmiş ahmak ve meraklı yüzler. Arada kendime gelme çabalarımda yutkunurken canımı yakan birşey var  boğazımda, bademciklerim mikrop tutmuş bırakmıyor içeri sanki, sanki bir kilo dondurmayı bi oturuşta yemişim nefes almak dahi istemiyorum boğazım sıcak kalınca iyi olacağım sanki. Boğaz enfeksiyonu falan değil elbet ameliyattan çıkmışım kocaman mavi antibiyotikler yutmuşum, ısı sabit mekan sabit hastalık yok... Burnumdan mideme uzanan bir hortummuş yutkunurken canımı yakan; bunu baş ucumda dönüp duran bana acıyan gözlerle bakan kuzenimden öğreniyorum...

Şubat 13, 2011

Ozlem Tekin Bahar


söyleyecek sözüm yok sanki silindi tüm kelimelerim zihnimden. zihnim ucucu bir sıvıydı sanki -kokusuzundan hemde- silindi gitti herşey sadece bilmiyorum kalmış elimde

Şubat 10, 2011

ağrı

      Çocukluğumdan bu yana aklımda kalan en keskin koku, o iğrenç diştan kokusudur sanırım. Yok diş ağrısı çekmiyorum şükür ki, yaklaşık yedi yıl evvel çiğneme elemanlarımla ilgili sorunların topunu iki hafta içinde  çözmüştük ben dişçim ve dolgularım yani kalabalık bir ekip. İlk müdahale benim şeker tutkumdan ötürü kökü içerde gerisi kayıp kafa dişimdi epey terletmişti dişçimi inatçı dişim yarım saat sürer mi bir diş çekimi sürdü ben gördüm:) Konumun dişle uzaktan yakından alakası yok her zamanki gibi, ağrı diyince artık aklıma ilk gelen şey  yıllardır vücüdumun bir parçasıymış gibi taşıdığım boyun ağrım ve türevleri... Yaklaşık altı yılı bulan benim çalışma hayatına başlangıcımın ikinci yılına denk gelen ağrılarım, yıllarca babamın dik dur kızım uyarılarına kulak asmayan ben çok bilmiş irem (!) yıllar sonunda böyle olacağını bilseydim elbette kulak asardım uyarılara gerçi sadece bundan değil sol omzumu kilitleyen ana etken klimadır en sevmediğim cihazdır bundan ötürü kendileri. İklimlendirin elbet ama lütfen zarar vermeden arkadaşım neyse dağılmayayım yine ve birde en önemli etkenlerden bir diğeri benim sevdiğim herşey yanımda olsun tutkum ve bunun sonucunda yanımda taşıdığım en sevdiğim dosyam o dönemki ajandam okuduğum kitabım ve en sevdiğim kasetlerim... Yavaş yavaş kaplumbağaya dönüşmüş bir irem sırtında hayatını taşıyan bir irem...Yük gibi görmedim elbet hiçbir zaman sevdiğim hiçbirşeyi ve hiç kimseyi hayatımda ama artık değişti bende bazı dengeler. Tamam taşıyabiliyorum da gelmeyin kardeşim kendi başınızın çaresine bakın, ne gerek var diyorum şimdi yani ne gereği vardı neden herşeyi benim yapmam gerekiyormuş yada bensiz olunamayacağını düşünmüşüm ki bu ne saflık ve hatta budalalık hem de prens mışkininki gibi sempatik yada daha doğrusu insanı cezbeden bir halim de yoktu. Dostluk arkadaşlık sevgililik yada evlat olmak böyle birşey midir taşımıyorum kardeşim kendime batırdığım çuvaldızları ödünç veriyorum ve hatta sizde kalsın yeter.

Şubat 06, 2011

tutku'ya

   Bir süre yazmaya ara verme kararı almıştım kaç gündür tartışma modundayım evet ve bu beni ciddi yorucu düşüncelerin içine sürükledi kendime kalacağım bu yazıdan sonra yine ama gene gelecem : ) bi beş dakika önce beni çok mutlu eden bir yazı okudum bana yazılmış güzel cümleler bütünü... canım arkadaşım belki dost olmuşuz bile farkına varmadan, belki dillenmeyen şey yoktur gibi bir ruh haliydi şu ana kadar anlamadığım bendeki. Gurur duydum cümlelerinden ötürü... Seviyorum seni deli kız :)
http://zerriniche.blogspot.com/2011/02/ireme.html