Ağustos 03, 2011

yemek kabus ilişkisi

hafta sonu ablamı geniş ve ferah bir eve taşıdık. yorgunluğum hala geçmedi dün akşam yemekten bir buçuk saat sonra yattım ki bu hiç adetim değildir . hem sağlıksız hem de kabus görme sebebimdir. tabi ki de kabuslarla dolu bir geceydi baş aktörlerden bir çoğu çarşaflı kadınlardı diğeri de pek bi sevdiğim bi arkadaşımın eşi idi. olayların detaylarını pek hatırlamıyorum ama etrafım çarşaflı bi sürü kadınla doluydu boğucu bir rüyaydı onlardan köşe bucak kaçıyordum benimle konuşmasınlar diye. nedense uyandığımda kumların kadınını - kobo abe yani bu ay sarman kitap klübü kitabımız- okurkenki gibi boğulma hissi sarmıştı içimi...
diğer rüyamda arkadaşımın eşini ölmüş gördüm aslında duydum desem daha doğru olur nerdeyse bir gün boyunca -rüya zamanıyla ne kadar sürer bilemiyorum ama çok uzundu bana kalsa- eşinin öldüğünü nasıl söyleceğimi düşündüm durdum. sürekli kendi kendime konuşarak yürüyorum yapmam-söylemem gerekenleri tasarlamaya çalışıyorum.
işyerimdeyim masamda oturuyorum, camdan her daim trafiğin aktığı yola bakıyorum iki caddenin kesişiminde - oturduğum sandalyeden i.caddesini arkama alıyorum- üç katlı eski binanın orta katındayım, beyaz çerçevelerden dışarı bakarken bedenimin binadan çıktığını düz sahanlıksız 23 merdiveni hoplaya zıplaya indiğini görüyorum... her zamanki gibi binadan çıkıp karşıya geçiyorum c.g. caddesindeyim g.caddesine doğru yürüyorum işin garibi kendimi izliyorum iki caddeyi sürekli birbirine bağlıyorum sonra uzaklaştırıyorum sürekli nasıl söyleceğim diyorum nasıl.

marion

sinemada üç küçük hatun, yani biz...
perdede hoş bir öykü güzel işlenmişinden
yüzüne baktıkça gülümsediğin insanlar vardır ya o gülmese bile yanakların yay şeklini alır ona bakarken gayrı ihtiyari öyle bi hatun başrolde...
beden güzelliğinden öte bişey marion cotillard. jeux d'enfantsı izledim ve hatuna bayıldım, ilk görüşte sevdiğim nadir insanlardan.
küçük beyaz yalanların senaristi ve yönetmeni aynı zamanda hatunun eşi olan g.canet -cotillardın jeux d'enfantstaki rol arkadaşı da olur kendisi-
film öyle çok çarpıcı değil ama keyifli bir tat bırakıyor damakta sadece finali biraz fazla gözümüze sokulmuş bakın dostunuzun kıymetini bilin bak bi gün ölür siz ve bencilliğiniz yanınıza kar kalır tarzı bi final olmuş:) Yalnız insan ilişkilerini çok güzel işlemiş hakkını vermek gerek izleyin

warning red

ne oldu da bu mühim kuralları unuttum bilemiyorum
1. surt üstü ve yüzüstü yatmak yok
2. atletsiz gezmek yok
3. ayakları üşütmeyeceksin
4. ağrı kesici kullanmamaya gayret edeceksin bi hafta öncesinden ve mümkünse antibiyotik kullanmayacaksın o ay
5. bilmelisin ki gereksiz öfken hep ondan

Temmuz 23, 2011

dalgın

ara ara dalıyorum ekrana bakarken, beynimi çalıştırıyorum evet bunu yapmayı çok iyi bilirim örtbas etmek için içimde bağıran diğerlerini. dalıyorum öyle bi on saniye kadar sonra hüzünlü gözlerle ekrandan yansıyan yüzümü görüyorum, gözlerimde hafiften yaşlar belirmiş. sol elim boynuma yada yüzüme yaslı. elim sıcak çok sıcak sanırım bu sıcak beni kendime getiriyor daldığımı o an farkediyorum elimi tutup öpesim geliyor. dudaklarım bana ait değil sanki bi hayal öpüyor elimi, avcumun içi dudak olmuş yanağımı öpüyor. sakinim huzurluyum ama kederliyim

Temmuz 10, 2011

parklar boştur kanepeler ıslak...

fırtına habercisi bi düş gördüm gece dün gece onca güzelliğin içindeydim oysaki...
sayıklayarak yazmam gerek şimdi.
düşteyim şimdi bişeylerden kaçıyorum yine, evet evet hızla uzaklaşmaya çalışıyorum. mekan tanıdık bu sefer. hayatımın uzun bölümünün geçtiği mahalle; kumyalı. okulumun alt sokağının ardındaki sokak, ara sokakları hızla geçiyorum arada bi arkama bakıyorum iki adam kumral orta boylu fazla normal tipler yeterli mesafedeler ama takipteler, kadından bozma bi erkek sanki biri onu dikkatlice süzüyorum sanki uyanınca hatırlayacakmışım gibi, takip ediliyorum manasız geliyor ama içimde bir ürperti var. gündüz, sanırım öğleden sonra ama sokaklar boş...
kaçış; beynimin bedenimin sol kanadını korumaya alışı yine ve hep böyleydi.

Duman - Elimde ki Saz Yeter Canıma