Mayıs 17, 2012

keyfim olabildiğince yerinde bu aralar. koşmak bisiklete binmek arkadaşlarla takılmak boşboş konuşmak öyle deniz kenarında saatlerce susmak ve yahut kitap okumak istiyorum. ve en mühimi ata binmek istiyorum geçen gün tumblrda gezinirken ve hatta fotoların içinde kaybolmuşken kocaman bir engelin üstünden düşercesine atlayan bir at fotosu bu isteğime sebep oldu. anlatamam sanırım bana hissettirdiğini gondola binmek gibi bişiy korkarsın ama bu seni vazgeçirmez aksine daha da heyecanlandırır. bir de bir foto daha vardı bu hissi uyandıran bende dar bi ray ve aşağısı uçurum bunun gibi bişiydi.

Mayıs 06, 2012

neil young iyidir sevilir sayılır punktır mükemmel bir sesi vardır şarkımı söyler ve bir sürü şey vardır seveceğim onda. kriter denirse buna denmese de olur ya neyse bu üç özellik yeter onu sevmeye. beni seslendirdiği için bile sevebilirim onu sırf bu şarkı için bile. aslında en önemli kriteri gerçekleştirmedi henüz onu da yaptığında tamam olucak marco foggun dediği gibi bir ölsün bu dünyadaki özel dosyasını kapatsın
uçmak için kanatlara ihtiyacım yok demişti fridada kahlo. ne olacak bu yoksunluk duygusu diyorum bende. bacaklara sağlıklı bir omurgaya ihtiyaç duymamam mı lazım benim de uçma dürtüsü için sanki. hoş pek de sağlıklı bi omurgam yok. ağrılar vs. bıkkınlığıma sebep mi bıkkınlığımdan mı bu ağrılar artık herşey karıştı birbirine dağınık olmalı benim adım. hem de her manada bunu genişletmeyeceğim istemiyorum bunu. derininde kaybolmak istemiyorum sözlerin

Mart 25, 2012

Kaybedenler Kulubu - Kaybetmek

in your room

     Merdivenleri tırmanışımı hatırlamıyorum sadece ordayım öncesi yok. Bakınıyorum etrafıma gördüğüm yıllarca bi köşede kalmış unutulmuş bir çatı katı kocaman hem de. Örümcek ağları kaplı tüm tavanı, alt katı çift dairedir diyorum kendi kendime ikiyüz metrekareye yakındır büyüklüğü, alt katları düşünüyorum hayal edemiyorum sanki zemini çatı katı gibi geliyor bana. Bu haline ev demek güç aslında  ama terkedilmiş bu yer evimmiş... İnşaat halinde ama benimmiş sanki sahip olmak bu kadar kolay ve mümkünmüş gibi, bir sürü usta çalışıyor tadilat var, dış duvarları ve çatısı olan bir mekan yeterli diye düşündüm sanırım burayı kurarken hayalimde...
     Hayalini kurdum mu bir evin diye düşünüyorum şimdi, bir yerlere bir şeye bağımlı olmaktan- vazgeçememekten korkar gezdim yıllarca, otuzumu görmem zaten derken -iki ay kadar gördüm- kolaydı rahattı her şey sanırım bir şeyler oluyor bende dün yolda yürürken artık ölmek istemiyorum dedim yaşamak istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum sorun bu asıl sorunum bu işte nasıl? Sevdiğim bir sürü şey var; yapmayı sevdiğim bir sürü şey, sevdiğim az ama yeterli sayıda insan var. Sürekliliğe dönüştürmekten kaçınmayı alışkanlık haline getirmişim rutine binmesin hiçbir şey derken bir yerlerde hata etmişim ama göremiyorum ne olduğunu. Aksinin nasıl olacağını bilmiyorum aslında bunun gerekliliğine inanmıyorum sanırım. Olsun diyorum ne olmuş ya da ne olur ki olmasa eksik olsa yahut hiç olmamış olsa ne olur hiç bunun cevabı hiçbir şey olmaz . Dönüp dolaşıp ölüme saplanıyor fikirlerim, bedenim külçeleştiriyor hadi artık diyorum
     Dün uzun uzun yürüdüm -yürümek iyidir-  kulağımda müziğim, bahar dönmüştü insanlar keyifliydi herkes dışardaydı bir şeyler yapıyordu mutlu gözüküyorlardı yanlarına koşup kollarına asılıp nasıl yapıyorsunuz nasıl pes etmiyorsunuz demek istedim, en sevdiğim yerden denizi seyredeyim dedim bir çay iyi gelir, içime kocaman bir yalnızlık ve son çöreklendi vazgeçtim, caddeyi tırmandım kalabalık içinde dokunmasınlar bana diyerek hızlıca  ve gözlerimi kaçırarak yürümeye devam ettim sonra geri döndüm hızla tekrar çıktım dik yokuşu, bana kalsa bunu sürekli yapabilirim hiç bıkmadan hem de. Bıkarsan da bıktığın an en yakın dar bir ara sokağa sapıp kapalı bir mekana kapatabilirsin kendini korkma dedim. Yapmadım ama bu sefer iki kez yetti koşa koşa bir dosta gittim iyi geldi tekrar kendime dönene dek tabi.