ölesiye yorgun hissediyorum ölsem geçer mi bilmiyorum. gece telefonu elime alacak kadar gücüm olsa upuzun iki cümlem şimdi bi yerlerde kayıtlı olacaktı belki onu yazacaktım şuan. çağrışımla falan yakalamak da istemiyorum. tam uyuşmamış beynim, biri kelimelerle harflerimle ilgiliydi hatırladım şimdi. belki sadece yazmam gerek unutmak için yazmak dönüp bakmamak geriye nasıl olmuş diye. kelimelerim muhatabına doğru yol almaya başladığında havada harflerine ayrılıyordu manasını yitiriyordu bikaç harfi eksik kalıyordu ben hep eksik konuşurum zaten. aslında konuşmaya ne gerek vardı kötüyüm diyorsam kötüyümdür. bırak anlat demeyi dur biraz yanımda ya anlatırım ya geçer. anlamıyorsun demekle geçiştiriyorum bi yerlerde büyükçe bi hata yapıyormuşum hissim duruyor cebimde. arada çıkarıp bakıyorum sonra cebime koyuyorum tekrar. belki evet çok yoruyorum çok yorgunum ondandır. yorgunken tek derdimiz uyumak olmalıdır elbette! ama ben uyusam da gerçekten daha ağır bir rüyaya düşüyorum, etkisinden çıkamıyorum uzunca bi süre -ve siz sadık okuyucularım benim uykuyla rüyyala kabusla olan ilişkimi iyi biliyorsunuz neyse- . tekerleme gibi geliyor üstüme üstüme. geçen gecelerden birinde bir rüya gördüm kabusgillerden ve yine ve yine... bıktım rüya görmekten. kendimi ölesiye çaresiz hissettim anlatıp ta tekrar hatırlamak istemiyorum bu gece o rüyaya devam ettirmek istemiyorum. savaş çıkmıştı ve ben hiç birşey düşünemiyor ve yapamıyordum kendim için bile bu kadarın söyleyebilirim yeter bu kadarı size de kabus gördürmek istemiyorum doğrusu. sabaha karşı uyandım rüyaymış şükür dedim sonra tekrar uyudum ki saat sabahın körüydü neyse neyse tekrar aynı rüyanın içine düştüm. berbattı. uyandığımda kendimi otuzunda güçsüz sağlıksız hiçbir birikimi olmayan bir kadın olarak gördüm. ağzımda acı bir tat vardı hala bile var. mayhoş birşey yemişim de dudaklarım büzüşmüş gözüm hafiften kısılmış gibi - en çok da mayhoş bişiyler yemeyi severim ben- anlatmayacaktım güya. bu kadarı yeter ama cidden bu sefer.
dün akşamdan beri pek bişey yediğim yok, sanki iştahımı biri aldı götürdü bi yere sakladı. sigara içesim var gerçi denedim hiç keyif alamadım hiçbişeyin eski tadı yok sanırım başım ağrıyor başımı nasıl ağrıtıcağımı çok iyi biliyorum cidden
Şubat 11, 2012
Şubat 06, 2012
otuz
kendi adıma doğum günü kutlama faslını kapattım artık! bunalımda falan deilim tamam otuz yaşıma girdim ve teyze oldum bu ikincinin hele hele üzülmeyle hiç alakası yok. sürekli otuz oldum amanın üstüne birde teyze oldum deyip duruyorum. tekrar adedim arttıkça bana bile fenalık geldi yazayım da bu faslı kapatayım artık dedim . hayatımda yıllar içinde rutine binen ender şeylerden biri doğum günümü kutlayan dostlarımın sevdiklerimin sırası, dakika dakika biliyorum kimin kutlayacağını bu güzel kısmı işin aslında. bir de telefon elinde uyuyanlar var tabi telaşa mahal yok öğlen doğmuşum. bu sene beni en çok mutlu eden oğlumun kutlamasıydı, video kayıtlarımızı ömür boyu saklarım sanırım. tek kelimeyle harikaydı usulca izledim-izliyorum- büyümesini ve bu seyir her an heyecanlandırıyor beni. elde var bir. son bir yılım şöyle bi bakıyorum da cidden tüm zorluklarına rağmen güzel renklerle dolu bir yıldı. ömrümde hiç olmadığım kadar mutlu günlerim oldu ve bunlar sayıca epey fazlaydı. otuz yılı değerlendirmeye alsam ilk üçe kesin girer ikibinonbir. hiç doğmuş olmamayı dilemek için artık olabildiğince geç o vakit iyi ki doğmuşum. great gatsby'de fitzgerald'ın otuz yaş değerlendirmesini doğum günümden iki gün önce okumuş olmam ayrı bi burukluk bıraktı içimde tabi. ne mi diyor ''otuzuna basma dediğin, on yıl sürecek bir yalnızlığın eşiğine basma, bekar arkadaşların azalması, heves heybesinin hafiflemesi, saçların seyrelmesi, başka ne'' bu fikirde bi hafta geçirdim yani geçen haftaydı bunlar şimdi geçti şimdi sakinledim. tabi hoş hediyelerim de oldu sağolsun arkadaşlarım. kendime de dört tane kitap hediye ettim daha ne olsun.
bu yıl için kendime bir ev diliyorum evet ilk defa bu kadar can'ı gönülden dillendireceğim bir dileğim var.
kendime ait bir odadan geçtim yetmiyor çünkü. oğlum ve kendim için birer oda- bir oturma odası mutfağı içinde bu kadar. gayet sade döşeyeceğim bir evim olsun istiyorum yeşil kadifeden bir koltuk. çalışma odamda kütüphanem bilgisayarım zarif bir tasarımı olan masam bir tane şu sallanan cinsinden bi koltuk. mümkünse ferah bi alana baksın . odalar üç oldu evet farkettim, uyku için elbet çalışma odasını seçecek değildim olsun varsın. dostlarımı sevdiklerimi ağırlamam için ortak tek odamın biraz büyükçe olması gerek sanırım, genişçe bir balkona açılmalı bu oda ve deniz görmeli en azından kokusunu duyacağım bir mesafede olmalı. ankaraya yarım günden daha az bi mesafede olsa ortaçgil küsmez bana sanırım zira pek bi özledim o soğuk memleketi dostlarımı vs.
Ocak 14, 2012
bana baktığında ne gördüğünü bilmiyorum fonda en sevdiğim melodilerden biri çalıyordu -isimlerinden biriydi şarkı, benim sana verdiğim isimlerden ikincisi- ses kulağına gelmiyordu duyamıyordun, benim en kuytularımda dans ediyordu müzik, karşımda duruyordun uzansan usulca kalbimi alabilirdin eline. uzunca bir müddet aynı şarkıyı dinledim tekrar tekrar her dinleyişimde de aynı duyguyu yakaladım sona doğru bıraktım sonra tekrar yakaladım şarkı binlerce kez başladı bitişini duymadım bile hiç kesilmedi. uzandın usulca sana ait olmayan bir yavaşlıkta sana ait olan bir kibarlıkta usulca evet uzandın ve aldın.
bana ait bir hızlılıkla doğruldum iki büklüm olmuş sarılmıştım dizlerime sıkı sıkıya, doğruldum. hayret dedim sayıklıyordum uyanamamıştım sanki doğruldum ve baktım karşıma ordaydın kalbimin paralelinde bir kalp duruyordu deri kan kemik hiçbirşey görmüyordu gözüm iki tane kalp duruyordu birini alsam öbürünün yerine koysam denk olurdu.
bana ait bir hızlılıkla doğruldum iki büklüm olmuş sarılmıştım dizlerime sıkı sıkıya, doğruldum. hayret dedim sayıklıyordum uyanamamıştım sanki doğruldum ve baktım karşıma ordaydın kalbimin paralelinde bir kalp duruyordu deri kan kemik hiçbirşey görmüyordu gözüm iki tane kalp duruyordu birini alsam öbürünün yerine koysam denk olurdu.
Ocak 11, 2012
dün yoğun koşturmalı epey bi telaşeli bir gündü. az kalsın oğlak burcu olacaktı yeğenim aman aman. neyse gergin biraz afallamış bir öğleden sonraydı yaşadığımız, ben yani teyze anne ve baba olaya yani gelecek olan bebeğe adapte olduk sanırım dün. aynı zaman da benim de doktorum olan zatı muhterem bay mükemmel ukalalığıyla ''daha değil'' dedi bizde bir oh çektik. üstüne oldu olacak zaten işler kaldı dünyanın sonu değil bir de güzel bir yemek yiyelim dedik. gerçi pek bişiy anlamadım yemekten, bayılırım mezgit kızartmaya aslında neyse balıklar ve ben öyle takıldık. ne kadar gerildiysem artık eve yorgunluktan bitmiş bi şekilde gittim bi kahve yaptım, iyice zirveye yaklaşan grip mikrobuma karşı ilaç aldım, kaanla oynadım sonra dizinin teki başladı türk olanından acı içinde insanları süründürdüklerinden dangalak senarist yapımcı ve yönetmenlerin, tekrardı annem izliyormuş gibi yaparken yarı merakla baktım ekrana, olayları biliyorum ne kadar izlemiyorum iğrenç desem de izliyorsun bi şekilde tv odasındaysan kavramak kolay beynin işine geliyor. neden sonuç ilişkisi çorap söküğü gibi geldiği için kavramak çok kolay kolaydı neyse bi sahne beni çok sarstı. ben zaten her an sarsılmaya hazırım da bu başkaydı odada yatan genç değildi gördüğüm kanlar içinde olan yorganın altında yatan ölümdü buz gibi soğuk çok soğuk içim üşüdü. zaten karamsarlaştığım bi andı çok isabetli oldu doğrusu. çalışmaya başladım saat üçü vurdu sanırım tabi fotoğraflarım müziğim ve ben yeni alemlere de daldım çalışmadan sıkıldığım anlarda. yattım uyuyamadım huzursuzluğum mutsuzluğa çarptı mutsuzluğum sessizliğe vurdu öyle debelendim durdum yorgun bedenimle gecenin içinde uyudum. yani gözlerimi kapattım ve karanlık oldu öyle.
Ocak 04, 2012
gece
parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece. sanki yorgunluk çıkarmıştı, kanaatkardı bu kadarı yeterdi ona
sabahki adamı yazacam bişeyler yazmazsam delirecekmişim gibime geliyor. ben mi daha deli görünüyorum kulağımdaki müziğe eşlik ederek yürüyen ben mi ? ya da elindeki telefonu görmeden yanından geçsem kendi kendine konuşan o hatun mu? önümdeki pembe bluz pembe şemsiye ve yazlık ayakkabısının üstünden kısa paçalı pantolonunun arasından pembe çorapları gözüken adam mı daha aklı uçup gitmiş dururuz merak ederek yürüdüm öyle yokuş aşağı biraz koşmuş ta olabilirim. derin bi isteksizlik hevessizlik hali var üstümde bu bi haftadan biraz eski bir his hal ya da ne derseniz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)